<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535</id><updated>2009-03-02T01:06:10.177+02:00</updated><title type='text'>Passive Atak</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>11</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-114894068892596816</id><published>2006-05-30T01:11:00.000+03:00</published><updated>2006-05-30T01:11:28.953+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>sözün bitim yerini,&lt;br /&gt;olay ya da konu seçmez,&lt;br /&gt;söz seçer.&lt;br /&gt;başlangıcını da&lt;br /&gt;olduğu gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Özdemir Asaf &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-114894068892596816?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/114894068892596816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=114894068892596816&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114894068892596816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114894068892596816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2006/05/szn-bitim-yerini-olay-ya-da-konu-semez.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-114845246604213416</id><published>2006-05-23T11:06:00.000+03:00</published><updated>2006-05-24T09:34:26.100+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>beklenen ya da beklenmeyen bir yazı yazmaktansa hiç bir şey yazmamak en iyisi olabilirdi, belki de düşündüklerini yazarsa insan birşey bir yerlere dokunursa diye kendisini suçlu hissetmemek ya da olanı biteni hiç umursamamak adına ne yapılabilir diye düşünüp durduğunda nedir, ne değildir, ne olduğu önemli midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen hayatta söylenebilecek çok şey vardır bu yüzden en güzeli hiç bir şey söylememektir, bazense söylenebilecek hiç bir şey yoktur o zaman da yapılabilecek tek şey hiç bir şey söylememektir. Bazen söz gümüşse sükut altındır ama öyle zamanlar gelir ki söylenmeyen kendine saklanan her şeyin aslında ne anlama geldiğini anlamaktan çok uzağa düşer insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küçük bir olay aktarayım, pazar günü otobüste istanbula doğru giderken okuduğum kitapta bir paragraf vardır. yeniden doğmak isteyen insanın yumurtasının kabuğunu kıran bir civciv gibi kendi dünyasını yıkması gerektiğinden bahsediyordu. bazı insanlara içinde yaşadıkları dünya dar gelir ne yapılması gerektiği bellidir, bazen yapılması gereken yapılır, bazen de bir şeyler vuku bulur hiç bir şey yapılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat kaçışların toplamıdır bazen, bazen vazgeçişlerin yarısı bile değildir, arasıra bir şeylerin üstüne giderek yapılan bir ataktır. bazen gerilerden gelen ve son şutu çekip takımı öne geçirmek için fırsat kollayan defans oyuncusudur hayat. bazen kendini defansın arasında unutturan bir forvet, bazen durakta otobüs sırası bekleyenlerin ceplerinden bi şeyler aşıran bir yan kesici...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-114845246604213416?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/114845246604213416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=114845246604213416&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114845246604213416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114845246604213416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2006/05/beklenen-ya-da-beklenmeyen-bir-yaz.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-114674317668416530</id><published>2006-05-04T11:05:00.000+03:00</published><updated>2006-05-10T01:50:08.566+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>yargısız değerlerle değersiz yargılar arasında sıkışıp da herkesi herkesin olduğu gibi değerlendirmeye kalkınca... herkesi eleştirmek bir yana dursun ne yaptığını kim olduğunu bilmeksizin yargılayınca... olayların sebeplerinden çok sonuçları üzerine odaklanıp da hayatı yaşanılması gereken tek bir hayat çeşidi var gibi algılayınca...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorularla yola çıkılınca hayatta, bulmak diye bir şey olmayacağını bulamayınca anlayınca, ya da bulunca anlayınca, aramakla araklamanın sadece kelimelerin yazılışı olarak benzemediğini bulduğunu sandığında yaptıklarını daha sonra gözden geçirince anlayınca, sevginin gerçekten sevmek fiilinden gelip gelmediğini eğer sevmek fiilinden geliyorsa bir kişiye duyulan sevginin o insanı mı sevdiğimizden kaynaklandığını ya da o insanın mı bizi sevdiğinden kaynaklandığını düşününce...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bakan kör olunca, burnunun ucundakini görmek için büyüteç kullanmaya çalışırken sadece kafanı çevirince görebileceğinle hiç ilgilenmediğin gerçeği gün gelip de karşına çıkınca, gördüklerin başka tarafa bakınca, baktığın tarafta seni sadece göremeyenler olunca...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olaylar üstüste gelince, huzuru kaybedince, içip de bulamayınca, içtikçe kaybedince, gün gelip de tek huzur bulduğun yer bir vişne fidanının narin gövdesi olunca...&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;denizin dibinde yosunlara takılmış gibi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;soluksuz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;sakın unutma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;gökyüzüne bakmayı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;gökyüzü senindir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;gökyüzü herkesindir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Zülfü Livaneli&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-114674317668416530?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/114674317668416530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=114674317668416530&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114674317668416530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114674317668416530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2006/05/yargsz-deerlerle-deersiz-yarglar.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-114590155387765912</id><published>2006-04-24T20:31:00.000+03:00</published><updated>2006-04-24T20:59:13.956+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Beklenti beklemekten gelir, peki beklemek neyden gelir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman beklediğimiz ve yaptığımız şeylerin örtüşmediği bir dünyada yaşıyoruz. Her şeyi çok da mantıklı yapmak zorunda değiliz gibi gelir ancak en azından belli  bir tutarlılık çerçevesinde davranmakta çok büyük fayda vardır hayatta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda farkettim ki bir şeyler yazmayınca insanın etrafı da okuyası pek gelmiyor. Ne zamandır pek okumuyorum blogları mlogları bu akşam şöyle bir gözattım da tekrar ne kadar ne açırmışım bilemedim. Zaten kaçırmak diye bir şey sözkonusu değil, bu arşiv denen meret oldukça bloglarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dürüstçe şunu farettiğimi söyleyebilirim ki, kendim yazı yazmadığım zamanlarda başklarının neyazdığı beni çok da ilgilendirmiyormuş onu farkettim. Kendi içimde bir hırs bir yarışma ortamı  yine. Daha başka böyle hisseden varsa el kaldısın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-114590155387765912?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/114590155387765912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=114590155387765912&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114590155387765912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114590155387765912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2006/04/beklenti-beklemekten-gelir-peki.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-114517139778731421</id><published>2006-04-16T09:53:00.000+03:00</published><updated>2006-04-16T10:11:10.523+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Ne kadar açık olabilir insan karşısındakine karşı, karşısındaki ne kadar anlayabilir bunu ve ne kadar karşılık verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de hayatımız  boyunca koşarız hiç olmazsa bir tane bizi anlayacak insanın peşinden. Hep hüsran, hep yalan, hep yanlış. Yalansız bir dünyanın hayali içinde yaşarken, yalanların ortadan kalktığı anlarda bütün açıklığıyla kendimize söylediğimiz yalanlar duvar gibi karşımıza çıkar düşlediğimiz bahçenin önünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık konuşalım, hiç birimiz melek ya da şeytan değiliz. Bazılarımız tersini iddia etsede, hepimiz bir miktar benciliz. Bazen öyle bazen böyle, hayat akıp gidiyor. Kandırığımız da bazen kendimiz, bazen başkaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsan'a dair ne varsa hepsi güzeldir, kötü olsalar bile" demişti bir arkadaşım. O sırada kafası acayip dumanlıydı, yeşilliklerin dibine vurmuştu. Küçücük gözbebekleri ile bakıyordu bana gecenin bir vakti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan a dair ne varsa hepsi güzeldir, peki insan güzel midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi gururu incindi diye olaydan hiç de haberi olmayan birisini yazıarıyla kırmaktan çeknmiyorsa gene de güzel midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değer verdiği insanların hassas noktalarını biliyorsa ve kırmaktan çekinmiyorsa, oyunlar oynuyorsa, kıskandırıyorsa, kırıyorsa yine de güzel midir?&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.epals.com/images/projects/justice/v_sunless-mod1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 238px; height: 277px;" src="http://www.epals.com/images/projects/justice/v_sunless-mod1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları yaptıktan sonra pişman oluyorsa, yine de çirkin midir peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların güzellilerini nü resim yapan ressamlara ve kafası dumanlı arkadaşlara bırakalım, kötülülerini de hakimlere, acil yardım ekiplerine ve de polislere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimizde terazi olmadan yaklaşabiliyor muyuz insanlara bunun cevabını verelim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-114517139778731421?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/114517139778731421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=114517139778731421&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114517139778731421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114517139778731421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2006/04/ne-kadar-ak-olabilir-insan-karsndakine.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-114194080669297105</id><published>2006-03-09T22:04:00.000+02:00</published><updated>2006-03-09T23:49:41.273+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;boktü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıllarımızı verdiğimiz okul yaşamımızda  belki de en önemli durak üniversitedir. bir insan okuyacağı üniversiteyi seçerken dikkatli olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıl &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;1997&lt;/span&gt;, ağustos ayıydı sanırım, ilk öğrendiğimde ankara da okuyacağımı, zaten bir süredir ailemden ayrı yaşamaya alışmıştım ama sonradan olacakları bilseydim acaba yine de sevinir miydim bu habere:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk olarak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;karizma&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;kelimesi girdi hayatıma ankaraya göç etmemle beraber. yaptığım her hareket karizmayı çizmeye ya da karizmaya karizma katmaya başladı. insan olmak yasaktı, herkes seni sevmek zorunda değildi ama herkes sana &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;hayran &lt;/span&gt;olmak ya da en azından &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;kıskanmak&lt;/span&gt; zorunda idi. pis kokular geliyordu burnuma sürekli, insanlar hatalarını saklıyor paylaşmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha sonra hazırlığı atlayayıp bölüme başlamamla beraber ikinci bir kelime girdi: "&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;curve&lt;/span&gt;" ya da diğer okullardakilerin deyimiyle "&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;çan eğrisi&lt;/span&gt;" o çan eğrisinin bir tarafı girdi benim bi tarafıma uzun yıllar. ortalamanın altında kalmak yasaktı. sınavlarda başkalarının ne yaptığı artık kendi ne yaptığımız kadar önemliydi. "hiç çalışamadım" "konuları yetiştiremiyorum" gibi salakça ve hiç inandırıcı olmayan sözleri sıkça duyar ve yavaş yavaş o kötü kokuların işin bokunun çıkmasından kaynaklandığını anlar olmuştum. sonuçta ben de bir bilemedin iki gün çalışıyordum aynı sınava ve pekala da yetişiyordu o konular, bu arkadaşlar ama bir hafta önceden konuları yetiştiremediğinden bahsetmeye başlarlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonraları farkettim ki durum kritik olduğu zamanlarda bazı bana samimi davranan bölüm arkadaşlarım birden dişlerini çıkarıp canavara dönüşebiliyorlar, bizim haberimiz olmadan hocalarla konuşup bahar şenliklerinin ortasına alınan sınavlar, çalışmak için arkadaştan çektirdiğim fotokopilerde yanlışlıkla atlanmış olan en önemli formüllerin yazdığı sayfalar artık hayatımda olağan şeylerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadaşlıklarımın bir çoğunun samimiyetten uzak olduğunu, bölümde arkadaşım sandığım insanların aslında kanımı içmek için fırsat kollayan &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;vampirlerden bir demet&lt;/span&gt; olduğunu anlamam uzun sürdü maalesef. nedense okul dışında kurduğum arkadaşlıkların birçoğu daha içtendi okul içindekilerine göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle bir pisliktiki bu okul herhangi bir yerde odtülü olduğunuzu söyleseniz, hemen o hiç sevmediğimiz insanların kötü özellikleri de üstünüze yapıştırılıverirdi. bu okul adamı ukala, sinsi, içten pazarlıklı olmaya zorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içine sıçtığımın okuluna &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;odtü&lt;/span&gt; diyememeye başladım bir süre sonra, odtü değildi o okul benim için artık &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;boktü&lt;/span&gt; ydü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-114194080669297105?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/114194080669297105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=114194080669297105&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114194080669297105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/114194080669297105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2006/03/bokt-yllarmz-verdiimiz-okul-yaammzda.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-113970651031825623</id><published>2006-02-12T03:06:00.000+02:00</published><updated>2006-02-12T03:08:30.336+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;font-size:130%;" &gt;blogdan karakter tahlili yapılır...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;müracat &lt;a href="http://dunyaneki.blogspot.com/"&gt;passive&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://beneklidonluucantavuk.blogspot.com/"&gt;bdut &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-113970651031825623?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/113970651031825623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=113970651031825623&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/113970651031825623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/113970651031825623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2006/02/blogdan-karakter-tahlili-yaplr.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-113933633815318471</id><published>2006-02-07T19:21:00.000+02:00</published><updated>2006-02-07T20:18:58.243+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;herbokoloji&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyanın en eski mesleği fahişelik olarak geçer ama aslında dünyanın en eski mesleği &lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;herbokolog&lt;/span&gt;luktur. Ben eminim ki dünyanın ilk fahişesine bile o işin nasıl yapılması gerektiği konusunda ahkam kesen birileri vardı. peki herbokologluk nedir ne değildir? bir herbokoloğu bu kadar özel yapan nedir? bulnduğu ortamda nasıl farkedilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir herbokoloğun olmazsa olmazı kendinden emin duruşudur. zaten en büyük silahı da bu emin duruşun beraberinde getirdiği inandırıcılıktır. çok küçük ve etkili bir herbokologluk testi ile ortaya çıkarılabilirler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok iyi bildiğiniz bir konuda karşınızdakiyle konuşmaya başlayın. eğer önce konunun ne olduğunu anlamak için size sorular sorar sonra da size o işi nasıl yapmanız gerektiği konusunda size tavsiyelerde bulnurlar. hatta işinin ehli bir herbokolog kolayca sizin mükemmelleştirmek için haytınızı harcadığınız bir şeye 10 dakika içinde &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"kolaymış"&lt;/span&gt; damgasını vurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önemli olan her konu hakkında ahkam kesebilecek mantık silsilesini özümsemiş olmasıdır bir herbokoloğun. yetkin bir herbokolog aynı ortamda bulunan ve birbiriyle alakasız kendisiyle tamamen alakasız en az 3 konu hakkında ahkam kesebilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"... olsa daha iyi değil mi?", "... yapmak çok anlamsız." "istenirse daha iyisi çok rahat yapılır" gibi çok hayati cümleler olmazsa olmazları arasındadır bir herbokoloğun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her konu hakkında en az bir çok mantıklı görüşü vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;temel bilimler konusunda çok bilgilidir. bilgileri aslında çok yüzeysel olduğu halde bu temel bilgilerle hayatı çok rahat açıklayabildiğini iddia eder. ama nedense yaşadığı hayat senden benden farklı değildir. hayatı açıklayamamış, anlamlandıramış biz fanilerin arasında tedbili kıyafet dolaşan bir padişahtır belki, belki de kendini dünya ahalisinin bilinçlenmesine adamış bir mesihtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tekrarlamakta fayda var, hakkında görüş sahibi olmadığı ya da duyduktan sonra en fazla 10 dakika içinde olmayacağı tek bir konu yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne mutlu bizlere ki hayatta böyle insanlarla yaşıyoruz, bilinçleniyoruz, şanslıysak yaşken eğiliyoruz, onlara biat edip huzuru ve mutluluğu yakalayabiliyoruz. ne de olsa bizim bir şey bilmemize gerek yok, onlar herşeyin en iyisini bizden iyi biliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;herbokolog: abi meslek neydi senin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;inşaatçı: inşaat ustasıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hbkg: neden çalışmıyorsunuz bu aralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i: yağmurlu havalar, harç karamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hbkg: olur mu bu havada daha iyi karılır. yavaş kuruduğu için daha sağlam olur beton. allah allah ya her şeyi ben mi öğreteceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;limana doğru yürür. dalgıç arkadaşını tüplerin bakımını yaparken görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hbkg: naber abi neyle uğraşıyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dalgıç: tüp bakımı yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hbkg: o elindeki nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d: O ring deriz, regülatörle tüpün arasına konur, bağlantı yerinden dışarı hava dışarı kaçmasını engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hbkg: neyden yapılıyor bu O ringler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d: kauçuk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hbkg: köseleden yapılsa daha iyi değil mi. köselenin hava geçirgendliği daha az kauçuğa göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;devam eder, evine doğru yürür, manava uğrayıp meyve almaya karar verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hbkg: kolay gelsin usta 2 kilo muz tartarmısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;manav: hayhay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hbkg: ya usta domatesleri neden en öne koyuyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;m: en fazla onlar satılıyor, müşteri rahat seçebilsin diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hbkg:  öyle diyorsun ama  kırmızı ışık dalga boyu en fazla olan ışıktır, sen bunları arkaya alsan daha iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünya kurtulmuştur bugün de. huzur içinde evine gidebilir herbokoloğumuz. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-113933633815318471?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/113933633815318471/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=113933633815318471&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/113933633815318471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/113933633815318471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2006/02/herbokoloji-dnyann-en-eski-meslei.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-113882688236264310</id><published>2006-02-01T20:05:00.000+02:00</published><updated>2006-02-01T23:35:44.960+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4673/1295/1600/dau-is-sick.0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 182px; height: 600px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4673/1295/320/dau-is-sick.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4673/1295/1600/ecc015b4945f8df74c733e28cf990c47.1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 177px; height: 599px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4673/1295/320/ecc015b4945f8df74c733e28cf990c47.1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;passive atak nedir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;passive atak açıkçası bir rahatsızlıktır.&lt;br /&gt;çeşitli durumlarda adından da anlaşılacağı üzere&lt;br /&gt;ataklar şeklinde gelir.ataklar 1 saniye ile&lt;br /&gt;1 ömür boyu arasında değişir.&lt;br /&gt;insan süregelmekte olan bir atağın içinde&lt;br /&gt;bir yenisini de yaşayabilir.&lt;br /&gt;2 atak aynı anda da başlayabilir,&lt;br /&gt;hatta aynı anda başlayan iki atak farklı zamanlarda                        birbirinden bağımsız da bitebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;        belirtileri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;bir şey okurken tepe atması&lt;/li&gt;&lt;li&gt;insanları anlayamama&lt;/li&gt;&lt;li&gt;insanlar tarafından anlaşılamama&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;ana haber bülteni dinlerken mide yanması, bulantı hissi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;gözlerde kimsenin anlam veremediği şişlikler ve kızarıklıklar&lt;/li&gt;&lt;li&gt;gitme arzusu&lt;/li&gt;&lt;li&gt;kulaklarda çınlama (vahşetin çağrısı)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;ara ara "allahımm benim burda ne işim var" ya da&lt;/li&gt;&lt;li&gt; "ne yapıyorum ben" diye haykırmalar&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;bilinen kesin bir tedavi yoktur.&lt;br /&gt;sık atak gelenlere toplum yaşamından uzaklaşmaları&lt;br /&gt;ve çevrelerinde olup biteni fazla önemsememeleri tavsiye edilebilir.&lt;br /&gt;daha ağır vakalarda yoğun dizi ve televole terapileri uygulanmasının&lt;br /&gt;atak sıklığını oldukça azalttığını rapor eden araştırmalar mevcuttur&lt;br /&gt;ancak tamamen zararsız olduğu halde hastalar varolduğunu sandıkları&lt;br /&gt;yan etkilerinden dolayı bu tedaviyi tercih etmezler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok ağır vakalar da sorunların üstüne gitme,&lt;br /&gt;gündelik yaşamı hafife alma ve onunla dalga geçme gibi&lt;br /&gt;çok ağır semptomlar görülebilmektedir.&lt;br /&gt;hastalığın en son safhalarında hasta iyileşmiş gibi görünmekle beraber,&lt;br /&gt;gizlice planlar yapma aşamasına gelmiştir.&lt;br /&gt;hastanın hiç bir yere gidip orda bir hiç olmasıyla&lt;br /&gt;acı dolu medeniyet hayatı sonlanır.&lt;br /&gt;bazı vakalarda hiçkimse olduktan sonra&lt;br /&gt;dünyanın çeşitli köşelerinden yosun ve tuz kokan mektuplar alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;passive atak vakalarında hasta bipolar kişilik özellikleri gösterir.&lt;br /&gt;çoğu zaman son safhalara kadar çevresi tarafından hastalığı farkedilmez&lt;br /&gt;ve dengesiz olarak nitelendirilir.&lt;br /&gt;ancak gün geçtikçe ağırlaşan durumu sonucu&lt;br /&gt;hasta bazıları tarafından vahşetin çağrısı olarak da nitelendirilen çınlamalar duyabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4673/1295/1600/385cd5a58f79ff6fa2d0eb782badc4c9.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 390px; height: 258px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4673/1295/320/385cd5a58f79ff6fa2d0eb782badc4c9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-113882688236264310?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/113882688236264310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=113882688236264310&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/113882688236264310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/113882688236264310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2006/02/passive-atak-nedir-passive-atak-akas.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-113135919121202023</id><published>2005-11-07T09:39:00.000+02:00</published><updated>2006-01-30T00:34:37.476+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>İnternette dolaşıp blogları okurken, arada süpriz bazı isimlerle karşılaşıyor insan. Bunlardan birisi de Nurgül Yeşilçay. Açıkça söylemek gerekirse, eskiden seyrettiğim bir kaç Asmalı Konak bölümü dışında kendisinin o güzel yüzünü görmeye nail olamadığım için şanslımıyım yoksa değil miyim diye merak edip de kendisinin o dünyanın 8. harikası blogunu okurken küçük bir uyarı gözüme çarptı. Siteye destek veren teknik ekipten bahsediliyordu. Yazdığınız yorumlar yayınlanmıyor sanmayın sadece burda yayınlanan her şey önce teknik ekibin denetiminden geçiyor deniliyordu. Aptal olduğunu hiç düşünmediğim bu güzel oyuncumuzun da zaten stratejik bir manevra ile kendisine farklı sosyal gruplardan hayran kitlesi yaratmak için Türk halkının üstüne akınlar düzenlediğini düşünmek işten değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette araştırınca "Daha henüz bir kadınla yatmadım", "Ben Türkan Şoray'ın tahtına aday değilim. Ben o olamam, o da ben olamaz." "Eviliğe karşıyım, benim beraberliğimi belediye onaylayamaz" tarzı sansasyonel açıklamalarını kolayca bulduğumuz Nurgül hanımefendi. Blog kardeşliğine üye olup link vermeyi de unutmamıştı tabii ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak blog işinin ruhunun insanın kendisini ifade etmesi olduğuna inan passive-atak camiası adına bir teknik ekibin destek verdiği blogun futbolcu web sitelerinden nasıl bir farkı olduğunu sormak istiyorum -ki bazı futbolcuların yazı yetenekleri "Nurgül Hanım+Teknik ekipten" daha iyi bana kalırsa-.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan teknik ekibin destek verdiği bloga gönderilen bir yazı ve onun düzeltilmiş hali nasıldır diye biraz düşününce insanın aklına değişik senaryolar geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/6708/1163/1600/Azumanga-Daioh.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6708/1163/200/Azumanga-Daioh.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Yaaa Sevgili Günlük Yaaa...&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Bugün kendimi yalnız hissediyorum. Evde Cem'den, Osman Nejat'tan ve onun dadısından başka kimse yok. Çocuk yüzünden evde artık manyak partiler de veremiyorum. Dün gece Cin Ali serisini okuyup bitirdim. Süpeeeer. Bir senaryo yazayım filminde de başrolü oynayayım diyorum. Murathan Mungan izin vermemişti benzer bir olaya daha önce , Cin Ali verir inşallah. Düşünsene filmde de başrolü ben oynarım. Makinist diye bir film vardı, adam rolünü oynayabilmek için zayıflamıştı. Aynısını ben de yaparım Cin Ali olmak için. Daha önce de başımı kazıtmıştım zaten. Bu sefer kesin alırım Oscar'ı. Zaten hep erkekler kadın rolüne çıkıp sansasyon yaratıyor bir kere de benim gibi güzel bir kadın erkek rolüne çıksın da oyunculuk neymiş göstersin herkese yaaa.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Geçen bi mendilci kız gördüm. Çok pahalı satıyor mendilleri, pazarlık yaptım ama ucuza kapattım bütün mendillerini. Ne yapsam acaba şimdi bunları. Üfff iyilik yapmak ne zormuş ya. Bi daha mendil almayacağım. Hem pis bütün mendiller.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Hadi canım öptün seni yaaa.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı düzeltilince aşağı yukarı şu hale gelir sanırım.&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/6708/1163/1600/manga.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6708/1163/320/manga.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Bunaldım yine. Dünya her zamanki gibi kötü. Cem'e ve Osman Nejat'a ayırdığım küçük dünyamdan başka ne var elimde bilmiyorum. Hep içimden geldiği gibi yaşadım ve neden insanlar hiç birbirlerini umursamıyorlar anlamadım.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Bu aralar Kafka'ya takmış durumdayım feci şekilde. Dün akşam Şato'yu okudum bir oturuşta. Yaratıcı ile arasındaki ilişkiyi ne güzel anlatmış. Kitabın adı Şato ama ilginç bir şekilde kitabın hiç bir kısmı şatoda geçmiyor. Günümüz türk romancılığının da sorunu bu sanırım, Orhan Pamuk dışında düşlere yer veren yok. Stalin dönemi rus gerçekçiliğini yaşıyoruz bu aralar edebiyat dünyamızda.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;İddalı projelerim var bu arada. Yakında gerekli bağlantıları yapınca burdan duyururum yine.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu aralar bana söylenen hiçbir şeye kızamıyorum. Çünkü bunları okuyanlar o kadar şanslısınız ki. Hepimiz sıcak evlerimizde, işyerimizde oturup bu dünyayı ayaklarımıza getiren aletten iletişebiliyoruz ama Malatya’da o küçücük bedenlere yapılan işkenceleri duydukça, düşündükçe hayatın ne kadar acımasız olduğunu bir kez daha anlıyorum. Kendi yaptığı hatadan dolayı hapse giren birini anlayabiliyorum ama bunların hiç bir kabahati yok hayat onların böyle yaşamalarını istemiş. Hepsi bütün saflığıyla sadece çocuk, küçücük elleri, masum bakışları var. Valla onlara bu işkenceleri yapan insanoğlu sana, bana neler yapmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;bizim de tek yaptığımız şey bu yazının sonuna tek bir kelime eklemek. böylece yaratmaya çalıştığı samimi ortam pekişmiş oluyor. hatta bütün yazdığı yazıların sonuna bu kelime otomatik eklenmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-size:130%;" &gt;"yersen"&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-113135919121202023?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/113135919121202023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=113135919121202023&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/113135919121202023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/113135919121202023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2005/11/internette-dolap-bloglar-okurken-arada.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18524535.post-113085010917978323</id><published>2005-11-01T15:01:00.000+02:00</published><updated>2005-11-01T15:01:49.180+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bekle Prag gelen var&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18524535-113085010917978323?l=passive-atak.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://passive-atak.blogspot.com/feeds/113085010917978323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=18524535&amp;postID=113085010917978323&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/113085010917978323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18524535/posts/default/113085010917978323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://passive-atak.blogspot.com/2005/11/bekle-prag-gelen-var.html' title=''/><author><name>Serdar Güler</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16156642851009913084</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='01412298384505799205'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>